ömer bizi diskoya götür

22 Haziran 2007

celenk

açacağım diyordu da, karanlık kesif saatlerdeki sohbetlerde araya sıkıştırıyordu, geç farketmem ondan. ömer aygün sonunda blogunu açtı.

ve araştırmacı-gezgin makaleleri ağırlıklı bir başlangıç yaptı. çikago’dan berlin’e dünya şehirlerini anlattığı bu diziyi bundan iki yıl önce şöyle anmıştım:

“günümüz evliya çelebi’si entry’leri mest ediyor ülen” (10.06.2005, eksi sozluk)

gerçekten de, ömer aygün’ün yazısında (ve dahi sohbetinde) bir cezbe hali her daim vardır ve okuruna sirayet eder.  o anlamda, digamma postaları, dandadadan’ın “sarhoş oldum sanki ben bir yudumda” satırına hoş bir örnek olacaktır.

o anlamda, ömer aygün bizi diskoya götürecektir.

[bu küçük postanın soundtrack albumunden gelsin: ez mi dens ettik senle / barlarda sokakta diskoda hovarda... (lady, hear me tonight makamında)]


Salam Sadeghi!

12 Haziran 2007

Cafer Modarres Sadeghi
Ben Sabaha Kadar Uyanığım
Çeviren: Maral Jefroudi
Metis Yayınları

Kendi yakın çevremden edindiğim izlenimi, uzak çevrelere baka baka yaptığım gözlemle birleştirirsem, bir genellemeye çıkabilirim: Türk okuryazarların büyük çoğunluğu, Çağdaş İran sanatı söz konusu olduğunda, özellikle edebiyattan ve sinemadan dem vurulduğunda, bu ülkeden çıkan sanatçı ve işlere büyük yakınlık duyduklarını, genelde sıkı örneklerle karşılaştıklarını söyler. Gelgelelim birkaç isim sayılmaya kalkışıldığında hemen tıkanıklık yaşanır: İçimizden şanslı olanlar, çocukluk çağlarında Samed Behrengi’yle tanışmıştır; çoğumuz Sadık Hidayet’in kitaplarını okumuşuzdur; Kiyârüstemî ve Mahmelbaf (bazen kızıyla beraber hatırlanır) da filmleri görülmüş, beğenilmiş yönetmenlerdir. Gerisi gelmez. Onca zaman yan yana, kimi zaman iç içe yaşamış ama galiba komşumuzu iyi tanıyamamışızdır. Bu biraz da bizim suçumuzdur. Çünkü daha çok Türkiye’nin muhafazakar partilerini yıpratmak için yayınlanan “İran’da bankta yan yana oturan bir erkek bir kız şişe geçirilip kızartıldı” tipi şişirme haberlerin hepsini takip eder, kültür-sanat gelişmelerinin peşine pek düşmeyiz. Yazının devamını oku »


Hayvan Mitosları için iyi bir başlangıç

8 Haziran 2007

o kitap

Deniz Gezgin
Hayvan Mitosları
Sel Yayıncılık

Geçtiğimiz ayın sonlarına doğru Topkapı Sarayı’nın bahçesinde, Prof. Doğan Kuban’ın kaleme aldığı ve YEM Yayın tarafından yayımlanan heybetli bir kitabın, “Osmanlı Mimarisi”nin tanıtım kokteyli vardı. (Ekşi Sözlük’ün en komik başlıklarından biri için bkz: “Kokteylde elde kadehle hahaha diye gülmek”). Doğan Kuban, oldukça mütevazi bir üslupla yaptığı kısa konuşmasında, konuyla ne zamandır yazdığına dair bir ipucu verirken, “üniversiteden mezun olduktan sonra öyle uyduruktan yazmaya başlamıştım”, dedi – 50 yıl öncesinden bahsediyordu. 81 yılın verdiği rahatlıkla, o yıllarda yazdıklarıyla inceden dalga geçiyor, diğer yandan yeni kitabının aradan geçen 50 yılda üst üste koyduğu müthiş birikimden süzüldüğünü sezdiriyordu alttan alta. Yazının devamını oku »


kısa kısa 3: Jakob von Gunten

7 Haziran 2007

o kitap

Robert Walser
Jakob von Gunten
Çeviren: Gül Gürtunca

Robert Walser’in bizde henüz ilk kitabının yayınlanıyor oluşuna bakmayın. Avrupa Edebiyatı için efsane bir isimdir. Kendi başına bir yapıt olan yaşamı ve yazdıklarının bir dönem unutulmuş olması nedeniyle, kitaplarından çok hayat hikayesiyle öne çıkmıştır. Gerçekten eşsiz ve acıklı bir figürdür. Kumpaslarla, taklit imzalarla yaşamının büyük bir bölümünü akıl hastanelerinde geçirmiştir. En çok, gitgide okunamayacak denli küçülttüğü el yazısıyla anılır. Hastanede geçirdiği ilk yıllarda normal gözün görmesi neredeyse olanaksız minnacık harflerle metinler yazmış, sonra yazma ediminden vazgeçmiştir. Bir kış günü, hastane bahçesinde, karların üstüne düşüp can veren bedeninin resimlerinin internette peşine düşün. Kitaba gelince: Bence, orijinali denli iyi olmayan Türkçe edisyonu, yine de alın. Her iyi okurun kitaplığı, bir Walser’i olsun ister; çünkü Walter Benjamin’in dediği gibi: “Peri masallarının bittiği yerde, Walser başlar”


kısa kısa 2: Sıkı Kontrol Edilen Trenler

7 Haziran 2007

o kitap

Bohumil Hrabal
Sıkı Kontrol Edilen Trenler
Çeviren: Zeyyat Selimoğlu

Aslında Türkçede ilkin yaklaşık 40 yıl önce yayımlanmış bu metin, Can Yayınları’ndan sonra şimdi Everest baskısıyla yeniden raflarda. Yazarının adını zor okuyor olabilirsiniz, sizi vazgeçirmesin, sağlam kitaptır: İkinci Dünya Savaşı günlerinde Miloş, sakin sayılabilecek bir tren istasyonunda karşımıza çıkar ve hikayenin orta yerine konuşlanır. Bir yandan savaş, diğer yandan kadınlar, istasyon her ne kadar sakin olsa da, kafasının içinde birbirine değmeyen kırk tilki kuyruğu döndürecektir. Savaşın anlamsızlığı ve Dresden bağlantılarıyla isteyenin Kurt Vonnegut’un Mezbaha No.5’iyle yan yana okuyabileceği metin, Kundera’yı da epeyce etkilemiş bir yazarın elinden çıkma, unutmayalım. Hrabal’ın dilimizde “Gürültülü Yalnızlık” başlıklı bir kitabı daha bulunuyor.

Son söz: Hrabal, 1997’de güvercinlere yem verirken ölmüştü; anısı önünde saygıyla eğiliyoruz…


kısa kısa 1: Tanrının Kuraltanımaz Kulları

5 Haziran 2007

tanrinin1.jpg

Ahmet T. Karamustafa
Tanrının Kuraltanımaz Kulları
“İslam Dünyasında Derviş Toplulukları (1200 – 1550)”
Çeviren: Ruşen Sezer

Yaklaşık olarak bir “Dininde de olsan, ya içindesindir çemberin ya da dışında yer alacaksın” hikayesi. “Hikayesi” dememizden küçümsediğimiz anlaşılmasın. “Tanrının Kuraltanımaz Kulları” aslında akademik bir incelemeden evrilip kitaba dönüşmüş bir metin. Ama bu çalışma o kadar iyi kurulmuş, o sıkı yazılmış ki, bir İhsan Oktay Anar romanıymışçasına, tek solukta okuyorsunuz. Kitap, İslam toplumunun kıyısında duran Zahidleri (ya da dervişleri) anlatıyor. Genellikle çıplak ya da bir parça beze sarınıp gezen, kendilerine has boynuz gibi nesneler taşıyan, toplumu tümden reddetmiş, ama dışında kalmaktansa tam kalbine kesintisiz bir “saldırıyla” durmadan akılları bulandırmış toplulukların hikayesi. Tasavvufun bir adım ötesinde ya da berisinde, alabildiğine özel, bir anlamda “anarşist” bir hareketin doğuşu, gelişimi, değişimi. Tek sözle: Mükemmel.