gövde’(m / n / si)

Enis Batur
Gövde’m
Sel Yayıncılık

govdem.jpg

Ansiklopedistlerin kaleme aldığı kitapların verdiği okuma keyfini diğer yazarlardan başka bir yere koymak gerekir belki. Onlar bir madde, bir kitap yazıp okuru bin uca, binbir başka kaynağa gönderirler. Kafamızın içini, merak böceği ve tilki kuyruğu doldururlar. Bizi yola çıkarır, sonra yola neden çıktığımızı şaşırtır, ama hep hayırlı bir kayboluşa itelerler. D’Alembert ile Diderot’dan Reşat Ekrem Koçu’ya, -kitapta EB’nin de adını andığı- Cem Bakır’a (CemBak olarak bilinir) uzanan bu damar, okumak edimini ormanda dolaşmak edimine, gelir yakınlaştırır.

En çalışkan kimseyi dahi yazma disiplini ve geniş alan yelpazesiyle hayrete düşürebilecek Batur, 18 yılda tamamladığı ansiklopedisinin bu yeni maddesini “Ne zaman, nerede başlar gövde, gövdemiz?” sorusuyla açıyor. Sonra harıl harıl “yazan gövde”, gövdeyi sarmaya başlıyor: din, ahlak, moda mengeneleri, zamanın eskitici faaliyeti, taşıdığı canın bir gün uçup gitmesi derken yetkin, derin bir gövde gösterisi başlıyor.

Örtüp kapadığımız ve açıp öne çıkardığımız yerlerden çıkıp küçük ayrıntılara iniyor: Ben, sivilce, nasır gibi başkasında varoluşunu zerre önemsemediğimiz, kendi gövdemizde baş verdiklerinde alışana ya da kovuşturana dek ciddi bir sorun saydığımız istemdışı ekleri şiirsel bir betimlemeyle art arda diziyor. Döktüğümüz gözyaşını, kopuveren ödümüzü, akan kanı birer sayfada bitirip tırnağı uzatıyor; El ve ayağa iki ana başlık açıyor.

“İki Çağcıl Masal” başlıklı bölüm, “sıradan haberin yapısı”nı bozup, tıp dünyasından dört örnek gövde çekip çıkarıyor: ikisininki zaten bitişik, diğer ikisinin hikayesini Batur bitiştiriyor. Okuru gövde ve yaşam üstüne karar verme konusunun çetrefil ve karmaşık dinamiğiyle karşı karşıya getiriyor, bırakıyor. Bir sonraki bölümde vurduğu on fiske, soluklanmak için fırsat: Çünkü sonrasında hastalıktan işkenceye, iki büklüm olmaktan iki seksen uzanmaya, gövdemizin maruz kalmasını istemediğimiz halleri okuyacağız; kaçış yok, sonu elbette ölüme çıkacak. Ama içimiz kararır diye endişe etmeyin, Enis Batur şenlikli bir son hazırlamış: On bir sayfaya yayılmış Osurukname, “osuruğa gülenin osuruk kadar aklı yoktur” önermesini yerle bir ediyor. (“Hurra onun hakkını teslim edene”). Kapanış satırında yazar, dost-okura elini uzatıyor, onu işbirliğine çağırıyor. Ben tereddüt etmeden olumlu yanıt verdim bu çağrıya, ama siz tabii kendiniz bilirsiniz.

Yaşamımızı taşıyan, canımızı ağırlayan bütüne dev bir merakla eğilen Gövde’m, çok görünümlü bir ayna kitap.

[Güncel yan okumalar: EB’nin sizi kitap boyu göndereceği metinler dışında, bu sayıda tanıttığımız “Seks Sohbetleri” ve geçen aylarda yayınlanan Caradec’in “Beden Dili Sözlüğü” (Kitap Yayınevi) önerilir. Google yoluyla gezeceğiniz bir Ron Mueck (Kitabın kapağındaki “Koca Adam”ı yapan koca adam) sergisi de göz ziyefeti olur.]

Yorum Yapın

Yorum yapmak için giriş yapmış olmalısınız.