O şapkaya dokunma, donarsın!

Richard Brautigan
Sombrero – Bir Japon Romanı
(Çevirenler: Melis Oflas, Zekeriya Şen)
Altıkırkbeş Yayın

sombrero.jpg

Yeni bir Richard Brautigan kitabının çıkmış olmasını kendi çapımda o derece kutluyorum ki, eğlence günlerden gecelerden taşıyor, boyu neredeyse bir haftayı buluyor ve ben kitabı henüz edinememiş oluyorum. Güç bela kendime gelip Nişantaşı’nın sevimsiz kitapçılarında Sombrero’yu aramaya koyulduğumda, hem semtin okur profili hakkında ucube bir bilgiye sahip oluyorum, hem de bir zamanların efsane yayınevi Altıkırkbeş’in geldiği durumu görüyorum: Kitabevi görevlisi “Nişantaşı’nda fazla bilimkurgu okunmadığı için, bu yayınevinin kitaplarını almıyoruz” diyor. (Her ne kadar buraya tek bir örnek cımbızla seçilmişse de, bu bilimsel araştırmada 5 kitabevi layığıyla gezilmiştir.) Ekseriyetle Kadıköy yakasında ikamet ediyor oluşuma şükrederek geçen vapur yolculuğu bittiğinde çarşı içindeki kitapçılara Sombrero’yu bulacağıma dair mutlak bir güven duygusuyla giriyorum, lakin sonuç yine fiyasko oluyor. Üstelik buradaki görevlilerden cımbıza takılmış olanı tam bir facia: “O yayınevi kapanalı epey oluyor” diye bildiriyor. Eğer bu faslı geçip kitap hakkında iki şey yazarsan, oldu da biz de beğenirsek, kitabı nasıl alacağız öyleyse diyen güzide okur için yazıyorum: Kadife Sokak’taki Trip’in hemen altında konuşlanmış bir tür Altıkırkbeş dükkanı var, en azından oradan edinebilirsiniz.

Sombrero, sıcak bir yaz günü, gökyüzünden şehrin tam orta yerine düştüğünde sıfırın altında 24 dereceydi ve tabii bu soğukluktaki bir şapkayı alıp kenara koymak her babayiğidin harcı değildi. Sombreronun tepesinde dikilen Belediye başkanı, onun kuzeni ve bir de işsizin teki birkaç güne kadar Amerikan Başkanı’nı dahi epey rahatsız edecek olayların tam da merkezinde yer aldıklarını henüz bilmiyorlardı. – Başladığınız romanın ilk sayfasında üç aşağı beş yukarı böyle bir şeyler karalamış olsanız ne yaparsınız? Yırtıp çöpe atarsınız. Fena halde aşık olduğu japon kadın tarafından taze taze terkedilmiş olan Amerikan komedi yazarı da sizinle aynı paralelde düşünüyordu ve sombreronun hikayesi küçük kağıt parçaları halinde çöp tenekesinin dibini boyladı. Ama hikayenin intikamı kötü olacaktı, Norman Mailer bile bundan payını alacaktı.

Diğer yandan Amerikalı komedi yazarını henüz terketmiş olan japon kadın yatağında yatıp uyumaktadır. Yanında uzanmış olan kedisinin mırlayışları, kadının rüya jeneratörünü çalıştıran enerjinin kaynağıdır. Ve ama burada hiçbir şey olmayacak, kadın kitap boyunca uyuyacaktır. Amerikalı komedi yazarı da, yeni terkedilmiş bir adamın şaşpaloz hallerini eksiksiz tekrarlamaktadır. Evinde bir aşağı bir yukarı gidip gelmekte, gitmeyeceği halde hayatına daha önce girmiş kadınlara telefon etmekte, karnının aç oluşu karşısında gereksiz uzunlukta denklemler üretmektedir. Şunu söylemeli ki, bu cephede de pek bir şey olmayacak.

Richard Brautigan, diğer beat yazarlarından kronik üzgün oluşuyla ayrılır (aynı nedenle aramızdan da ayrılmıştır). Bu dünyaya üzülüş biçimi, başka pek az yazarda rastladığımız bir biçeme sahip olmasını sağlamıştır. Kahramanları neredeyse anlamlandıramayacağımız derecede kırılgan ve duyarlıdır. Ölümüne üstüne gittikleri takıntıları vardır. Bu takıntılar, okuru kendi düşgücüyle zor ulaşacağı diyarlara savurur (Bkz: Hamburger). Kimsenin ciddiye almayacağı bir meseleyi büyüttükçe büyütebilirler. (Siz hiç bir japonun gözleri çekik olduğu için diğer insanlara oranla daha kısıtlı bir görüş alanına sahip olabileceğini düşünmüş müydünüz?) İflah olmaz birer romantik ve minimalist şairlerdir. İnce, haince bir mizah anlayışları vardır. Sombrero’da da karşımıza tüm bu özellikleri taşıyan bir kahraman çıkar. Yani kahraman demeye bin şahit lazımdır.

Sanki bir K dergisi yazarıymışçasına devam edecek olsam: Brautigan, Washington’da doğmuş, Oregon’da büyümüş, büyür büyümez San Francisco’ya yerleşmiştir. 40’lı yaşlarının başında amansızca Tokyo seferlerine başlar; gidip gidip gelecektir. (O gitgellerin esas kitabı “The Tokyo – Montana Express” henüz dilimizde yayımlanmadı.) 1976’daki ilk yolculukta Akiko Nishizawa ile tanışır (ki bir yıl sonra ikinci karısı olacaktır). Sombrero ilkin işte o yıl yayımlanmıştır. Yani Brautigan yazmışsa, bilip görüp de yazmıştır.

Sombrero, “The Key” ve “Diary of a Mad Old Man” kitaplarının yazarı Junichiro Tanizaki’ye ithaf edilmiş. Burada anılan “The Key”, daha sonra Tinto Brass’ın elinde “La Chiave” oluyor… Bu notla bitirelim. Brautigan’ın Türkçe’deki diğer kitapları ise (Tümü Altıkırkbeş’ten olmak üzere): “Amerika’da Alabalık Avı”, “Hawkline Canavarı”, “Kürtaj”, “Willard ve Onun Bowling Kupaları”, “Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek”, “Babil’i Düşlemek”; ve YKY’den Karpuz Şekerinde – Adı anılan kitapların çoğunun baskısı tükenmiştir.

Yorum Yapın

Yorum yapmak için giriş yapmış olmalısınız.